Duolingo, dil öğrenmek için dünyadaki en popüler yollardan biridir. En önemlisi, %100 ücretsizdir!

"We currently do not have water."

Çeviri:Bizim şu anda suyumuz yok.

4 yıl önce

38 Yorum


https://www.duolingo.com/podious

"We currently haven't water" aynı anlama gelir mi?

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/Aykanov

şimdilik suyumuz yok da doğru bir cevap olamaz mı?

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/ahmet_aksu

Yaa Allah aşkına şuna bir çözüm bulun. Hızlı konuşmada 'have' söylemiyor kaplumbağa hızında söylüyor yada söylüyorda ben mi anlamıyorum bunu ayırt edebilmek lazım artık. Nede olsa program artık BETA seviyesinden çıkmış durumda.

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/zenubya

Cok sacma cunku sozlukten baktigim her anlam yanlis cikiyor. Bizim halen suyumuz yok dedim olmadi.

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/mcihancoskun

Sözlükle tam karşılığı bulabileceksin diye bir şey yok. "Bizim hala suyumuz yok"un karşılığı "We still do not have water" buradaki still "hala" anlamında.

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/onurkasim

Nede do var

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/ozi987

do niye var orda tam anlamadım

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/rasitsariyar

Arkadaşlar benim sorunum şu; Cümleyi görünce kelimelerin anlamlarını bilip cümleyi kurabiliyorum ama böyle bir şey başıma gelse ve söylemek istesem iki kelimeyi bir araya getiremiyorum yani kelimeler aklıma gelmiyor. Bunu nasıl aşabiliriz.

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/seda_a

zaman belirteçleri cümlenin sonunda kullanılmaz mıydı?

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/mcihancoskun

Bir çok yerde kullanılabilir. Türkçe'de de aynısı geçerli. Şu an suyumuz yok. Suyumuz şu an yok gibi.

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/aygulce

Şimdi ve şu an arasında ne fark var, anlamadım.

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/TolgaCura

now ile currently arasında ne fark var? Teşekkürler.

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/hhasrett

suyumuz şu anda yok. cümlesindeki hatayı bana gösterebilecek olan var mı? Teşekkürler

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/R.Corleone

burada currently kelimesi don't dan sonra gelmeyecek mi? we do not currently have water.... gibi

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/mcihancoskun

Zarflar (adverb'ler) cumlede bir çok yerde olabilir. "We do not have water currently" gibi. Turkce'de de aynısı gecerli. Suan suyumuz yok. Suyumuz suan yok gibi.

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/R.Corleone

yani benim bildiğim bu tür kelimeler yardımcı fiilden sonra fiil den önce gelir..

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/ozcelikltd

"We do not have water now.." da dogru cevaplar arasindamidir acep..

4 yıl önce

https://www.duolingo.com/zgrmgdn
zgrmgdn
  • 21
  • 13
  • 6
  • 3

Suanda seklinde yazdigimizda yanlis veriyor. Ayri yazilmali, duzeltilmeli

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/Universitelim54

do yardımcı fiili geniş zaman soru ve olumsuz çümlelerde kullnılmıyormu.currently zaman bildirmiş olmuyormu cümlede

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/ReyhanKAYA1

"hali hazırda suyumuz yok" cevabı da doğru olmalı

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/senolkurak

Katılıyorum

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/JeanJackR.

şimdilik suyumuz yok

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/engintekin82

Aslında "currently" daha genis bir zamani ifade ediyor diye biliyorum ben. "Bizim bu aralar suyumuz yok" gibi. Yanliş mıyım? Ve "şu an" için "at the moment" daha uygun bir çeviri değil mi?

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/suleelus

şimdilerde suyumuz yok yazdım kabul etmedi. etmeliydi

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/gkslh52

Kelime eksikligi yuzunden yanlis dedi.hali hazir da suan anlamina da gelir.lutfen duzeltiniz

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/erdaldogru

The water yazsak yanlışmı olur

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/kasmdoan2

şu anda bizim suyumuz yok cevabının da kabul edilmesi gerekmez mi

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/KadirAydogdu

Currently we have not water* cümlesi doğru olur mu?

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/mizinamo
mizinamo
  • 20
  • 17
  • 16
  • 14
  • 14
  • 14
  • 13
  • 11
  • 10
  • 10
  • 9
  • 8
  • 8
  • 7
  • 6
  • 6
  • 4
  • 4
  • 4
  • 3
  • 2

Bence olmaz.

  • Currently we have no water
  • Currently we do not have (any) water
  • Currently we have not got (any) water

olur. (Birinci cümlenin "no"-su şurada "not any" gibi anlamı var.)

Olumsuz bir çümle kurmak için, "sahip etmek" anlamının "have"-in "do" kelimesine ihtiyacı var. Veya "have got" kullanmak daha olabilir; o zaman "do" kelimesine ihtiyacı yok.

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/fsselcukcan

"biz şu anda hiç suyumuz kalmadı " doğru olmalıydı

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/Krad683045

We yerine our niye kullanmıyoruz our bizim demek değil mi

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/Ahmet794817

Istedigi cumleyi kurmama ragmen yanlis diyor

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/zubist

şu anda hiç suyumuz yok dedim lannn dövecem artık seni niye kabul etmiyosun

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/UFuk129002

Suyumuz yok demek bu kadar zormu arkadaş do have not bilmem ne

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/KemalHadi

şu anda hiç suyumuz yok dedim yanlış çıktı ve bana bizim şu anda suyumuz yok cevabını verdi hiç mi kritik nokta yoksa başka bi şey mi

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/Rana833624

Bizim suyumuz su anda yok. ile

Bizim su anda suyumuz yok. cumlesindeki fark nedir acaba ?

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/Velikaraki

have teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı {f} sahip olmak Windows ile eklentilere sahip olmak zorundasın,yoksa o dosyalarını okumaz. - With Windows, you have to have extensions or it won't read your files. Ve bizim gerçekten istediğimiz çok sayıda-ve herhangi-dillerde çok sayıda cümlelere sahip olmaktır. - And what we really want is to have many sentences in many — and any — languages. {f} göz yummak {f} yapmak Er ya da geç her anne-baba çocukları ile kuşlar ve arılar hakkında bir konuşma yapmak zorundadır. - Sooner or later, every parent has to have a talk with their children about the birds and the bees. Ben bu küçük odayla ilgili en iyisini yapmak zorundayım. - I have to make the best of that small room. we {f} (had, hav.ing) kuraldışı çekimleri: şimdiki zaman I, you, we, they have; he, she it has; geçmiş zaman had simdiki zaman 1 it has geçmi zaman had malik olmak she Sherlock Holmes kesinlikle seninle gurur duyardı. - Sherlock Holmes would have certainly been proud of you. içmek Bir fincan kahve daha içmek istiyorum. - I'd like to have another cup of coffee. Bir yerde içki içmek için dışarı çıkmak ister misiniz? - Would you like to go out to have a drink somewhere? {f} almak Bu hafta sonu bir araba almak zorundayım. - I have to buy a car this weekend. Şimdi üç yıldır İngilizce eğitimi almaktayız. - We have been studying English for three years now. doğurmak buyurmak bilmek Tom ne yapacağını bilmek için yeterli tecrübeye sahip değildi. - Tom didn't have enough experience to know what to do. Gerçeği bilmek zorundayım. - I have to know the truth. haiz olmak she it has -si olmak yemek Onu yemek zorunda değilsiniz. - You don't have to eat it. O günlerce yemek yememiş olabilir. - He might not have eaten for days. kuraldışı çekimleri izin vermek Onlarla konuşmama izin vermek zorundasın. - You have to let me talk to them. Gitmene izin vermek zorundayım. - I have to let you go. eline ulaşmak geçirmek Yarına kadar görevi gözden geçirmek zorundayım. - I have to go through the task by tomorrow. Tom ile birkaç dakika yalnız geçirmek istiyorum. - I'd like to have a few minutes alone with Tom. he elinde bulunmak anlamak Zorbalık ciddi bir problemdir fakat onu saf dışı bırakmaya çalışmanın tamamen gerçekçi bir teklif olmadığını anlamak zorundayız. - Bullying is a serious problem, but we have to understand that setting out to eliminate it entirely isn't a realistic proposition. Kadınların veya küçük çocukların size ne dediklerini anlamakta güçlük çekiyor musunuz? - Do you have difficulty understanding what women or small children say to you? {f} elde etmek Tom'un o hakkı elde etmek için sadece bir şansı olacak. - Tom will have only one chance to get that right. Tam sevinç değerini elde etmek için, onu paylaşacak birisine sahip olmalısınız. - To get the full value of joy, you must have someone to divide it with. fi they have he (rüya) görmek (yardımcı fiil) sahip ol Yüksek yerlerde arkadaşlara sahip olmak güzel olmalı. - It must be nice to have friends in high places. Neyin doğru olduğuna inandığını açıkça söyleme cesaretine sahip olmalısın. - You ought to have the courage to speak out what you believe to be right. (have got) karşılaşmak Keşke seninle tekrar karşılaşmak zorunda olmasam. - I wish I wouldn't have to meet you again. yaptırmak Rezervasyon yaptırmak zorundasın. - You have to make a reservation. İlginç bir kişi olmak için aklınızı beslemek ve egzersiz yaptırmak zorundasınız. - To be an interesting person you have to feed and exercise your mind. çağırmak Polis çağırmak zorunda kalacağım. - I'm going to have to call the police. Eğer o böyle içmeye devam ederse eve bir taksi çağırmak zorunda kalacak. - If he keeps drinking like that, he'll have to take a taxi home. davet etmek Faturayı ödemek zorunda kaldım! Bir dahaki sefere, onlar beni davet etmek zorunda kalacaklar. - I had to pay the bill! The next time, I'll have them invite me. Pul koleksiyonum yok ama onu davet etmek için bir mazeret olarak kullanabildiğim Japon kartpostal koleksiyonum var. - I don't have a stamp collection, but I have a Japanese postcard collection that I could use as an excuse to invite him. kural dışı çekimleri {f} olmak Eğer yurt dışına gidiyorsanız, bir pasaporta sahip olmak gereklidir. - If you are going abroad, it's necessary to have a passport. Bu akşam yemekte benimle olmak ister misin? - Would you like to have dinner with me tonight? {f} sahip olmak; -si olmak. 2 {i} varlıklı kimse {f} aldatmak Ben her zaman sana karşı dürüst oldum. Neden beni aldatmak istiyorsun? - I have always been honest with you. Why do you want to deceive me? {f} bulunmak Adil payına katkıda bulunmak zorundasın. - You have to contribute your fair share. Çevreyi korumak için herkes katkıda bulunmak zorunda kalacak. - Everybody will have to pitch in to save the environment. {f} dolandırmak {i} üçkâğıt {f} etmek Korkarım ki paydos etmek zorunda kalacağım. - I'm afraid I'll have to call it a day. Yaptığınız şekilde hareket etmek için gerçekten sebebiniz varsa, o halde lütfen bana söyleyin. - If you really have grounds for acting the way you did, then please tell me. {i} hile Ben ne zaman hile yaptım? - When have I ever cheated? Son zamanlarda bir çok hileli iğrenç olaylar vardı. - Recently there have been a lot of nasty incidents with fraud. {f} zorunda olmak Sizin için endişelenmek zorunda olmak istemiyorum. - I don't want to have to worry about you. Tom'un o şarkıyı tekrar söylemesini dinlemek zorunda olmak istemiyorum. - I don't want to have to listen to Tom sing that song again. {f} kabul etmek Tom'un işini yapması için birini kabul etmek zorunda kalacağız. - We will have to take on someone to do Tom's work. Tom'dan yardım isteme konusunda biraz tereddütlü olduğumu kabul etmek zorundayım. - I have to admit I'm a little hesitant about asking Tom for help. {i} kumpas saymak Bütün oy pusulalarını saymak zorundayız. - We have to count all of the ballots. Zaten verdiğin her şeyi saymak iyi değil. - It's not good to count all the things that you have already given. tutmak Köpeğimizi bağlı tutmak zorundayız. - We have to keep our dog tied. Oluklu kaşıklar geleneksel pelin ayininde belirli bir role sahiptir.Onlar bir adet küp şekeri soğuk suyla bardaklarının içine eritmek için küp şekeri bardağın üstünde tutmak için kullanılır. - Slotted spoons have a particular role in the traditional absinthe ritual. They are used to hold a sugar cube over a glass as one dissolves it into her drink with cold water. sahipler zorunda Yarın on saat çalışmak zorunda kalacağım. - I'll have to study ten hours tomorrow. Paris'e çalışmaya gitmeden önce Fransızcamı tazelemek zorundayım. - Before going to work in Paris I have to freshen up on my French.

4 ay önce

https://www.duolingo.com/cinar854897

su an hic suyumuz yok

1 ay önce