"O, bardağı sağa koymak zorundadır."

Çeviri:He has to place the glass on the right.

3 yıl önce

13 Yorum


https://www.duolingo.com/tragonya

place yerine put kullanmamız uygun mudur ?

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/OlcayOkur

Bunu bende merak ediyorum, place i koymak fiili olarak ilk defa görüyorum :O

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/bacio_
bacio_
  • 19
  • 10
  • 3

Olur.

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/MuhammedAliKara

Zorundadır dediği için need to olmaz. Need to gereklilik belirtir.

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/AyseSeda1

Bu da bir kalıp mıdır place in neden kullanıldığını belirtebilir misiniz?

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/sezilik

Buradaki place "yerleştirmek" anlamında kullanılıyor.Bir nesneyi nasıl konumlandıracağımı anlatırken "to place" fiilini kullanıyoruz.Bu cümlede de bardak öznenin sağına konumlandırılmış.

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/muzoca

"He has to put the glass on the right." olmaz mı?Yine zorunluluk "has to" var.

1 yıl önce

https://www.duolingo.com/Velikaraki

Kelimelerin bazılarının çok anlamları vardır. Bu kelimelerin birden bazla anlamlarını bilmek zorundayız, değilse çakılır kalırız. place teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı {f} oturtmak koymak Arada sırada kendinizi başkasının yerine koymak iyidir. - It's good to put yourself in someone else's place now and then. O çiçekleri koymak için mükemmel bir yer biliyorum. - I know the perfect place to put those flowers. yerleştirmek Arşivlerimizin sistematik bir sınıflandırmasını yerleştirmek büyük bir zaman tasarrufu olabilir. - Putting in place a systematic classification of our archives could be a great time saver. Bana yeterince uzun bir manivela ve onu yerleştirmek için bir dayanak verin ve dünyayı kımıldatacağım. - Give me a lever long enough and a fulcrum on which to place it, and I shall move the world. {i} mekân Onlar mekandan uzak kaldılar. - They stayed away from the place. Güvenli bir mekândasın. - You are in a safe place. {i} sıra Arada sırada kendinizi başkasının yerine koymak iyidir. - It's good to put yourself in someone else's place now and then. Tom uygulama sırasında sol dizini incitti, bu yüzden John oyunu yerinde oynamak zorunda kaldı. - Tom hurt his left knee during practice, so John had to play the game in his place. yer Çok enteresan yerler biliyorsun, değil mi? - You know many interesting places, don't you? Onlar düğünün zamanını ve yerini belirlediler. - They set the time and place of the wedding. {f} (para) vermek, yatırmak {i} yerleşim yeri {i} ev {f} vermek (sipariş) yer, konum, mevki: Put it back in its place. Onu yerine koy. This is a beautiful place. Burası güzel bir yer. All the places in this row {f} görevlendirmek {i} basamak {i} sorumluluk {f} yerini belirlemek place card davetlilerin sofradaki yerlerini gösteren kart place kick saha üzerin {f} -e iş bulmak {f} -i atamak, -i tayin etmek {f} -i koymak, -i bir yere koymak, -i yerleştirmek {f} -in kim {i} hane konum Bana ne yapacağımı söylemek onun konumu değil. - It's not his place to tell me what to do. küçük meydan konuma getirmek anımsamak alan Parayı güvenli bir alanda tut. - Keep the money in a safe place. Doğru bir yol bulmadıkça bu alanda asla ileri gitmeyeceksin. - You'll never get ahead in this place unless you go through the proper channels. kent Biz genellikle kentteki belirli bir yerde buluşurduk. - We usually met at a certain place in the city. Bu kentte görülecek çok sayıda yer var. - There are a number of places to see in this city. bölge atamak meydan Ne kadar korkunç olaylar meydana geldi? Anne baban nerede? Kocana ne oldu? - What horrible events took place? Where are you parents? What happened to your husband? Burası olayın meydana geldiği yer. - This is the place where the incident took place. oturacak yer vermek (para) sipariş vermek çıkarmak Beni bu yerden çıkarmak zorundasın. - You've got to get me out of this place. yan Yanlış zamanda, yanlış yerde. - The wrong time, the wrong place. Kaza onun evinin yanında gerçekleşti. - The accident took place near his home. küçük sokak yerleştirme Arşivlerimizin sistematik bir sınıflandırmasını yerleştirmek büyük bir zaman tasarrufu olabilir. - Putting in place a systematic classification of our archives could be a great time saver. Üniversitede öğrenciler için bir yerleştirme bürosu vardır. - The college has a placement bureau for students. tanımak bırakmak {i} statü {i} mahal Tom'u benim mahallemde Boston'a gönderdim. - I sent Tom to Boston in my place. Bu mahalle, bir aileyi geçindirmek için iyi bir yerdir. - This neighborhood is a good place to raise a family. mevzi {f} ısmarlamak (pul) yatırmak önem vermek {f} yerleştir Son parça bulmacaya yerleştirildi. - The final piece was placed in the puzzle. Liderleri öldüğünde, onun vücudunu büyük bir mezara yerleştirdiler. - When their leader died, they placed his body in a large tomb. (yarış/kuyruk/vb.'de) sıra yapılması gereken şey saymak tam olarak hatırlamak memuriyet görev Şu an için yeni görevinize katlanmalısın. Sana bugünlerden birinde daha iyi bir yer bulacağım. - You must put up with your new post for the present. I'll find you a better place one of these days. {i} 1. yer, konum, mevki: Put it back in its place. Onu yerine koy. This is a beautiful place. Burası güzel bir yer. All the places in this row mevki görmek Ne tür yerleri görmek istiyorsun? - What kind of places would you like to see? Görmek istediğimiz bir sürü başka yerlerimiz var. - We have a lot of other places we want to see. (sipariş) vermek {f} yazdırmak [tel.] vazife {i} iş Bu oldukça işlek bir yer gibi görünüyor. - This seems to be a pretty busy place. Bu işlek bir yer gibi gözüküyor. - This seems to be a busy place. {i} makam Tom benim makamımdaki toplantıya katılacak. - Tom is going to attend the meeting in my place. para yatırmak {f} yatırım yapmak Birini veya bir yüzü çıkarmak, hatırlamak 1. Yüzü çok tanıdık geliyor ama bir türlü çıkaramadım. 2. He looked really familiar, but I just couldn't place him. yerleştir(mek) {f} yatırmak (para) sorumlulu küçük sokak veya meydan koltuk Minderler koltuklara yerleştirildi. - Cushions were placed in the seats. kim olduğunu çıkarmak

5 ay önce

https://www.duolingo.com/korhanerk

need to da kullanılabilir mi

3 yıl önce

https://www.duolingo.com/qwertyali

zorunda olduğu şey sag yön ama bu yer demiş sebebi ne.

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/Velikaraki

He has to put the glass on the right or he has to place the glass on the right.

5 ay önce

https://www.duolingo.com/zerzeri

Zorunluluk has mı? Have has ne zaman zorunluluk ifade eder nasıl bilecegım?

2 yıl önce

https://www.duolingo.com/sezilik

Zorunluluk ifadesi "have to" kalıbı.Burada genel bir ifade sözkonusu olduğundan geniş zamanla çekilmiş cümle.Geniş zamanda he/she/it zamirlerinden sonra gelen yüklemler -s takısı aldığından "have to" kalıbı "has to" haline dönüşmüş.

2 yıl önce
Günde yalnızca 5 dakika ayırarak İngilizce öğren. Ücretsiz.